Felsefe tarihinde muhayyile, algı ile düşünce arasındaki ilişkiyi kuran en önemli halkalardan biridir.
Aristoteles’te bilginin zorunlu koşulu, Kant’ta ise bilincin kurucu zemini olarak belirir. Ne var ki hem
gündelik yaşantıda hem de felsefi söylemde muhayyilenin bu başat rolü çoğu zaman gözden
kaçırılmaktadır.Bu eser muhayyileyi, dikey düşünme eksenine yerleşmiş felsefe yapma tarzlarının bir
tortuymuşçasına izâle etme yahut bir imajlar deposu olarak izole etme eğilimlerinin ...