Dipsiz kuyulardan yankılanan ay ışığındaki matem gibi saklı,
Umudu taşıyan umutsuz bir atlı gibi elzem,
Ruhumun dehlizlerinden yankılanan boğuk çığlıklar kadar gereksiz,
Dağları yırtan bir sel dalgasının önünde masum bir at arabası gibi çaresiz,
Düşlerimdeki huysuz bir tayın kuyruk çırpışları kadar özgür,
Bir karabaşın tehditkar havlamasındaki asalet gibi hoyrat,
Bir kardeş ile içtiğin üç beş bardak çay kadar aziz
Solduğunu zannettiğin o ulu bozkıra fırlatıp ...