Yüce, kutsal, uğrundalık, hakikat, maneviyat, dava, ütopya, umut, anlatı ve kurtuluşun olmadığı bir “hiçlik çağı”nda yaşıyoruz. Her şey sığlaştı, yüzeyselleşti, akışkan hâle geldi, pürüzsüzleşti, şeffaflaştı, saydamlaştı, camlaştı. Dinlerin ve kadim geleneklerin söz konusu ettiği canlı-kanlı-ruhlu “insanın ölümü”nden ve “anlam kaybı”ndan bahsediyoruz. Haz-hız, performans, enformasyon, arzu makinası (desire machine/Deleuze-Guattari), transhümanizmden bahsediyoruz.