Bir kara lastiğin kokusundan şeker çuvalından yapılmış okul çantasına, ayakkabı boyacılığından pazarcılığa, gurbet gecelerinden anne baba duasına uzanan bu anlatı, Bitlis’in bir köyünde, yokluğun evin duvarlarına sindiği bir çocukluğun içinden seslenirken bir kuşağın canlı tanıklığını vadediyor. Bu satırlarda açlık var, isyan var ama onlardan daha büyük ve derin bir şükür de var. Yoksulluk var ama insanı küçültmeyen, bilakis içini genişleten bir onur da var. Kayıplar, göçler, yarım kalan çocuklu ...