‘’Athanasios kuru bir dal gibi ikiye ayrılmaktan korkarak yassı kayaya oturuyor. Sağ bacağını usulca kucağına alıp çarığını çıkarıyor, ters çevirip oturduğu kayaya vuruyor. Etrafa ufak tefek birçok taş saçılıyor. Ayası avuçlarında, ayaklarını ovalıyor şefkatle. Topuğunun derisi sıyrılmış, bıçak kesmiş gibi sızlıyor.’’ Kutsalın posası çıktığında insan yalnızca kendi uçurumuna tutunur: Dağın öte yanı yoktur; taş vardır, ten vardır, bir de göğsün içinde çürüyen o merhamet.