Sakız ağacı, kendi içine akıttığı gözyaşlarıyla yaşar.
Gövdesine atılan her çizik, dışarıdan bir yara gibi görünür; oysa içeride, zamanın sabrıyla yoğrulan bir öz uyanır. Damla, acele etmez. Sızar. Bekler. Yoğunlaşır. Ve sonunda, acının içinden doğmuş en berrak hâline kavuşur.
Sofia’nın kalbi de böyleydi: hatıralarla çizilmiş, susarak derinleşmiş, kendine sakladığı kırıklıklarla ağırlaşmış…
Tayfun ise bir rüzgâr gibi geldi; neyi değiştirdiğini bilmeden ama dokunduğu her şeyi yerin ...