Bir masanın etrafında iki gölge oturuyor: Biri “deney” derken dünyanın iplerini gevşetiyor, diğeri “zorunluluk” derken o ipleri düğümleyip yeniden örüyor. Deney mi Zorunluluk mu? sizi bir hikâyenin içine değil, bir sınırın içine çağırıyor: Nedenselliğin, benliğin ve ahlâkın tam ortasında duran o tek soruya—“Yarın”ı hangi hakla bekliyoruz; “ben” dediğimiz şeyi neye dayanarak sahipleniyoruz; bir cümle, bir hayatı değiştirirken hangi bedeli seçiyoruz? Hume ve Kant’ın temsili ama özgün sesleri, zama ...