Zamansız bir bekleme odasında, masanın üzerinde bir terazi, kapağı kapalı bir defter, yarım bir kadeh su ve dişleri “kapı açmaktan çok kesmeye” yazgılı bir anahtar durur. Karşılıklı iki sandalyeye oturan iki kurgu figür—Nazım Hikmet’i ve Hermann Hesse’yi andıran iki ses—aynı sorunun etrafında dönmeye başlar: “Dünyayı mı kurtarmalı, önce kendini mi?” Bu odada fiziksel kavga yoktur; ama her cümle bir bedel ister, her tez bir şey eksiltir: bir hatıra, bir güven, bir masumiyet, bir sevinç… Kapılar a ...