Bir masanın üstünde üç şey durur: bir defter, bir ip yumağı, bir mühür. Ve dördüncü şey—adı konmayan—boş bir sandalye: yokluğun, hakkın ve suskunluğun oturduğu yer. “Günah, af ve bağışlanma” üzerine bu zamansız fikir düellosunda Mevlânâ ile Dostoyevski (kurgu figürler) aynı soruya iki ayrı ontolojiyle saldırır: Biri günahı “kopuş”un yarası gibi okur; diğeri “seçim”in ağır sorumluluğu gibi. Merhamet bir şifa mı, yoksa yetkisiz bir zorbalık mı? Adalet bir onarım mı, yoksa insanı taşlaştıran bir hü ...