Türkiye'de ilahiyat fakülteleri, yalnızca birer eğitim kurumu olmanın ötesinde dinî bilgi üretimi ve toplumsal kimlik inşasında merkezi bir rol üstlenmektedir. Peki, bu kurumlarda yetişen bireylerin dindarlık algısı nasıl şekilleniyor?
Toplumda "ilahiyatçı" kimliğiyle öne çıkan bireyler, dini hayatlarını kitabi bilgiye mi yoksa halkın köklü pratiklerine mi dayandırıyor? Yoksa bu iki dindarlık biçimi arasında gidip gelen çok katmanlı bir yaklaşım mı söz konusu?
Bu kitap, 1000'in üzerind ...