“Bak şu dağlara, dili olsa da konuşsalar, evladımın yerini söyleseler. Canımın ruhumun içinde bir taş, günden güne büyüyor, ağırlaşıyor içimde, nefes almamı engelliyor. Yedi evladımın biri şu an uzaklarda; üşüyor mu, onun da parmakları soğuktan düştü mü? Düşman buldu mu evladımın yerini? Kıydı mı canına?“
Şükrü de ağlamaya başladı: “Kötü haber çabuk gelirdi, yapma. O iyi.” dedi.
Bir babayı insan nasıl teselli eder ki. Söylenecek bir söz var mı? Yanan ateş söner mi?
...