“…Sessiz kuyunun soğuk suyu; önce taşlara, sonra eşikte yatan kediye, kapıdaki bunalmış kara köpeğe; dökülen suyu köklerine hararetle çeken dut ağacına ve dallarındaki kumrulara, gövdesinde yürüyen karıncaya, meyvesindeki arıya, kuşa, yaprağındaki böceğe sirayet ede ede, dalga dalga geçen bu sessiz zikir; bir iyilik ve iyileşme hâli gibi serinlemiş avluda her canlıya dokundu bir bir... Bu dokunuş, bu geçiş gibi iyilik de varoluşun işleyişine böyle riayet ederdi.”