Her hikâye bir boşlukla başlar.
Tolga Yazıcı, boşluklardan yola çıkarak bir yarım cümleye, tutulmuş bir gözyaşına, yitirilmiş arkadaşlara ağıt yazıyor. Ölümle dirimin, sesle yankının, güneşle gölgenin kurduğu kontrast, okuyucuyu hayat denilen bulmacanın eksik parçalarıyla yüzleştiriyor. Yazıcı'nın dilinde argo ile lirik, gündelik ile düşünsel yan yana geliyor. Sıradan bir cümle birden felsefi bir sorguya, alçakgönüllü bir betimleme bir anda mitolojik bir göndermeye dönüşüyor. Yaşadığı çağla ...