Bir beyaz odada, fayansın soğuğu ile halının sıcak yanığı arasında oturuyorsunuz: masanın üzerinde etiketsiz bir ampul “sükûneti”, düğümsüz bir ip “bağı” vaat ediyor. Aldous Huxley’i andıran bir akıl, mutluluğu ölçülebilir bir tasarım gibi kurarken; Yunus Emre’yi andıran bir gönül, hakikatin bedelsiz olmadığını fısıldıyor. Her sayfa bir soru, her cevap bir eksilme: hatıranın dokusu inceliyor, suçluluk yeniden yazılıyor, özgürlüğün sessizce “varsayılan”a kaydığı anlar görünür oluyor.
Labor ...