Marsilya’ya dönmeden önce nedense bu yorgun duvar saatini yanına almıştı. Dietrich Berger’in yaşamına özendiği günlerde Nietzsche’nin bitmez, tükenmez ve ısrarcı mektuplarına cevap yazarken saatin şarkısını dinliyordu. Saatin gizi, ağır aksak ilerleyen bir şarkının derisinin altında gizlenmiş ölümün kendisinden başka bir şey değildi. Bir akşam kitabının başında uyuklarken bunu çözmüştü. Her bir tik ve tak, ölümün kendisine yaklaştığının ayak sesleriydi… Şüpheli rüzgârların, karanlıkta yükselen ş ...