Türk ve Sırp tarih yazımı, uzun süre ulus-devlet inşa süreçlerinin
gölgesinde şekillenmiş, tekil ve benmerkezci bir perspektifin
sınırları içinde kalmıştır. Her iki tarafın tarihçileri, geçmişi
çoğunlukla “hoşgörüye karşı nankörlük” ve “sömürü” gibi karşıt
kavramsal eksenler üzerinden kurgulamış; böylece tarih, bilimsel
bir inceleme alanı olmanın ötesinde, siyasal ve ideolojik pozisyonların
yeniden üretildiği bir zemine dönüşmüştür. Ancak
son yarım yüzyılda, öz ...