Getirdikleri şeyler vardı: ütülü gömlekler. Ve gömleğin ceplerinde — karanfil kurusu. O kuru karanfiller askeri cezaevinin havasına karışır, koğuşun köşelerine sızar, demir parmaklıklara yapışırdı. Saatler sonra bile burnunuzda kalırdı.
Teknisyen o gömleğe bakardı.
Çölde vaha görür gibi.
Her şeyin bu kadar özenle var olabileceğine, bir insanın başka bir insan için bu kadar düşünebileceğine — buna imrenmemek elden gelmezdi. İmrenmek de doğru kelime değildi aslında ...