“Beni sen öldürdün Gökhan!”
On beş yıl önce bir havuzun dibinde yankılanan bu çığlık, Gökhan’ın boynuna siyah bir fular gibi dolanmıştı. Kaçtığı her şehir, sığındığı amansız sessizlik bir koridorda son buldu; Beşgen’in kapıları aralanmak üzereydi.
Genç adamın kendi yarattığı labirentten çıkış bileti vicdanın, umudun ve güvenin sert rüzgârları altında vereceği hesapta gizliydi.
Rutubetli bir pansiyon odasından mavi kelebeklerin uçuştuğu sonsuz ışık tarlalarına uzanan bu yolculukta, ...