İstanbul’da tifüs, memlekette zelzele, dışarıda harp, ben sana âşığım: İşte 1942 senesinin 21 Haziran’ının gece yarısından sonra saat üç buçukta uyanık, beyaz şimşeklerin çaktığı, yağmurlu bir gecenin sana tebliği.
Sait Faik’in İstanbul’u, sokakların, kahvelerin, sinemaların, meyhanelerin ve küçük insanların sesleriyle kurulan canlı bir dünyadır. Bir flanör duyarlılığıyla kenti adımlayan yazar, İstanbul’u yalnızca bir mekân değil, öykünün nabzını tutan bir karakter olarak anlatır. ...