Batı dünyasının duyarlı insanlarının, son yüzyılda; tüm kültürlere, özellikle kadim kültür ve dillere sahip gruplara ait “farklılıkların” kaybolmaması; korunması, geliştirilmesi bağlamında yeterli olmasa da uğraş verdiği gözlemlenmektedir. 19. yüzyılın ikinci çeyreğinde yoğunlaşmaya başlayan bu yaklaşım, insanlığın giderek ağırlaşan ahlaki-ruhi bunalımının; maddeden ruhsal zenginliğe doğru bir denge oluşturma ihtiyacından olsa gerek. Batı dünyasında, neredeyse tüm maddesel ihtiyaçların karşılana ...