İçinde bulunduğumuz çağ, bilginin hızla arttığı ancak anlamın da aynı hızla “fakirleştiği” paradoksal bir dönemdir. Dijital gürültünün kakofonisinin her yanı sardığı, “sanal” olanın “hiçliği” maskelediği ve insanın kendi özünden, insanı insan yapan temel unsurlardan koparak mekanik bir varoluşa sürüklendiği bu yüzyılda; yazar, bizleri kadim bir ikilemin ortasına bırakıyor: Varlık ve Hiçlik. Fakat bizi burada bu dehşete düşürücü atmosfere teslim etmiyor, yollara işaretler koyuyor, izler bırakıyor ...