Hayatım tasavvur edilemeyecek kadar manasız ve boş geçiyordu. Sabahları erkenden işime gider,
öğle ve akşam yemeklerini küçük bir aşçı dükkânında veresiye yer ve akşamları, eğer kahvede
kâğıt oynayanları aptalca seyre dalmazsam, erkenden eve dönerdim.
Bu sıralarda bir hadise beni, derin uykulara dalan bir adamı korkunç bir feryat nasıl yerinden
fırlatırsa, manevi miskinliğimden öylece çekip ayırdı...
Bu toprakların insanını, onun yaşamını, köy veya şehir ayırt etmeksizin ...