“Bu duyuş öyle bir hissiyat ki, bin rüyanın gizlerindeki bir hakikat, bir hakikatin du-yumsattığı bin rüya gibi. İnsana hayal çı-narlarında salıncaklar kurdurur, rüya da perdeler açar-kapar sahne misali. Kurar düşlerini gök merdivenlerinde insan. Kimi çok kimi az söyler; akıllılar tımarhanesinde kurulur sohbetler: ruh ve evrenin sırrı üze-rine. Onlar için kainat, bir sefalethane, orada varlık yokluk baş mesele. Aşk hiçlik üzerinden güzellenir, hiç olmadığı kadar. Hiç vücut bulmamıştır, bilgi hây ...