Bir adam Boğaz Köprüsü’nün korkuluklarından boşluğa bırakır kendini; uyandığında adı, yüzü ve geçmişi silinmiştir. Geriye bir beden kalır, bir de o bedenin
çevresinde yeniden kurulmayı bekleyen koca bir dünya. Burhan Sönmez’in anlatısı bu sıfır noktasından başlar. Ahmet Bozkurt’un Bellek ve Labirent’i ise tam orada
duran soruyu üstlenir: Geçmişinden koparılan insan, hâlâ kendisi midir?
Bir labirent her şeyden önce bir imajdır; ama imajların en tuhafı, çünkü ona bakılmaz, ...