Kızıl başında bir savaşçı: gözleri kanla dolu, kalbi kırık, ruhu yaralı. Nereye gideceğini bilmiyor; değersiz bir mahluk gibi hissediyor, nefesi acıyla ve yaralarıyla dolu. Uçurumun kenarında durduğunda yalnızlığın ve yokluğun soğuk yüzüyle karşılaşıyor sonra gözlerine küçük bir adacık ilişiyor. O ada, büyük savaşta tek başına aldığı canların ve bin yıllık fırtınada doğan ay ışığının tanığıdır.
Bu, bir öfkenin, bir çöküşün ve beklenmedik bir aydınlanmanın hikâyesi. Kızıl, hem yok olmayı hem ...