İki Bin Yıldır…
Yirminci yüzyılın ilk yarısında, Avrupa'nın üzerine karabasan gibi çöken ideolojik cinnetin tam ortasında, kendi varoluşsal düğümünü çözmeye çalışan genç bir mimarın hikâyesi bu.
Mihail Sebastian, İki Bin Yıldır... ile okuru 1920’lerin Bükreş kahvehanelerinden 1930’ların tekinsiz şantiyelerine, aydınların yavaş yavaş fanatizme teslim olduğu o boğucu atmosfere götürüyor. Bir yanda amansız ideolojik kutuplaşmalar etrafında şekillenen ağır bir kimlik buhr ...