Bu eser, melankolik bir ressamın kendi fırtınalı çağının ikilemini ve insanın üzerindeki cehaletin uğursuz, derin gölgeli hâkimiyetini gözler önüne sermek için kaleme alınmıştır. Okur, burada sıradan bir hikâyeden ziyade, varoluşun o bilinmez labirentinde yankılanan düşsel bir çağrının çığlığına ya kulak verecek ya da kulaklarını tıkayacaktır.
Yolculuğumuz, zamanın derin ağırlığı altında bilgelikle olgunlaşmış, kadim sırların sessiz koruyucusu Minerva’nın Baykuşu ile ketum bir ressamı ...