Bu kitabı yazarken, rüzgârı yalnızca bir kuvvet olarak değil, bir öğretmen olarak görmeye başladım. Her esişinde bir ders, her durulduğunda bir sessizlik vardı.
Yelkeni dolduran hava, aslında doğanın bana söylediği ilk kelimeydi; onu anlamak, sadece fiziği değil, kendimi de anlamaktı.
Rüzgârın yönünü anlayabiliriz, ama onun dokunuşunu, sesini, ruhunu sadece hissedebiliriz. Belki de yelkencilik tam olarak budur:
bilimin çizdiği sınırları, doğanın duygusuyla aşabilme sanatı.
Bu ...