Çocukluk anılarımın arasında, her biri kendine ayrı bir yer açmıştı: Hasan'ın masumiyeti, Dadaruh'un gümüş rengindeki kaşağısı ,canını verip başını vermeyen Deli Mehmet... Hatta öyle gerçeklerdi ki Hatice Hanım yüksek ökçeleriyle merdivenden inip mutfağa dalıverecek sanırdım.
Yıllar sonra, Ömer Seyfettin hikayelerini genç okurlarımızla buluşturmak için çalışmaya başladığımda, hiçbir şeyin değişmediğini fark ettim. İlk kez çocukluğumda okuduğum bu hikayeler, ruhuma hala seslenebiliyordu. Çü ...