Bugün Türkiye’de sosyoloji alanı, çoğu zaman, üç başat figür arasında paylaşılmış görünmektedir: kavramları, özenli bir araştırma pratiğinin araçları olarak değil, retorik ihtişamını ve bilme pozlarını tahkim eden gösterişli işaretler olarak kullanan peygamber teorisyen; bilimsel kavrayışı, neredeyse yabani mantar gibi kendiliğinden bitmiş saydığı veriyi “toplamakla” özdeşleştiren ve bilimi teknikle ikame eden ampirist koleksiyoncu; kendi sınıfsal sezgilerini ve infiallerini analiz sanan sezgici ...