Günümüzde, hızlı bir trenle yolculuk yapar gibiyiz. Doğduğumuz yerleri, insanlarını, sevdiğimiz dünyaları telefon direkleri gibi arkamızda bırakarak son sürat gidiyoruz. Arkada bıraktıklarımıza hayıflanmadığımız gibi, biraz sonra görecek olacağımız mekânların, şehirlerin olağanüstülükleri de hiç dikkatimizi çekmiyor, merak da etmiyoruz. Oysa bizim nesil, iki çağı birden yaşadı. Çocukluğu altmış–yetmişli yıllarda köyde geçmiş olan bir bilim adamımız “Anadolu’da Orta Çağ çok uzun sürdü...” diyor. ...